4. Krytycy o prozie iberoamerykańskiej w okresie boomu (1968–1981)

4.2. Opis korpusu

Türkiye`nin en önemli ithalat ürünü olan petrol fiyatlarındaki artışın döviz ihtiyacını önemli derecede artırması, buna bir de Kıbrıs müdahalesi nedeniyle uygulanan ambargo yüzünden dış borç bulmada yaşanan sıkıntıların eklenmesi ile üretimde kullanılan ürünlerin ithal edilmesi oldukça zorlaşarak, temel üretim maddelerinde kıtlığa ve dolayısıyla uzun kuyruklar oluşmasına yol açmıştır. Türkiye, yaşanan bu dar boğazdan çıkabilmek için yeni dış kaynak arayışına başlamıştır. Dünya Bankası ve IMF gibi dış kaynak sağlayan kuruluşlar ise yardımı yapmaya şart olarak, yapısal bir dönüşüm yapılmasını istemişlerdir. Bu olayların ekseninde devreye giren, Turgut Özal tarafından oluşturulan, ekonomik ve yapısal düzenlemeleri içeren

24 Ocak 1980 Kararları, 1980 sonrası oluşan Türk yeni sağını gelişim sürecinin en önemli olayını kapsamaktadır. Hazırlanan program ile, sürdürülmekte olan ithal ikameci ve korumacı ekonomik programdan dönerek, “dış ticarette liberalizasyon”, “gerçekçi ve dalgalı kur politikaları”, “kamu harcamalarının azaltılması”, “özelleştirme”, “ekonominin işlevselliğinin kamu sektöründen özel sektöre kaydırılması” v.b. uygulamalara açılmıştır. Bu uygulamalarla öncelikle ekonominin dengelenmesi ve dış ticaretin aşamalı olarak geliştirilmesi, ardından ekonomik alt yapının salanarak, yeniden yapılanma planlanmış, sonra da sistemin kendini taşıması hedeflenmiştir (Ersoy 2002: 29).

24 Ocak Kararları’nın ana hatları ise şu maddelerle gösterilebilir (Çavdar, 1996: 258):

1-TL’nin değeri %32.7 oranında devalüe edilerek, kontrollü bir biçimde dalgalanmaya bırakılacak.

2-Đthalatın serbestleştirilmesi ve ihracatın ise kredi gibi teşviklerle özendirilmesi 3-Fiyat oluşumunun piyasaya, arz – talep güçlerine bırakılması ve bazı mallardaki kamu desteklerine (sübvansiyonlar) son verilmesi

4-Faiz oranlarının yükseltilmesi ve ardından denetimli bir şekilde serbest bırakılması 5-Ekonomide kamu kesiminin ağırlığının azaltılması ve KĐT açıklarının sürekli zamlarla kapatılması

6-Ücretlerin ve taban fiyatlarının enflasyonun gerisinde kalacak biçimde artırılması Bu uygulama sonucu Türkiye, “yapısal uyum”, “dışa açılma” ve “ihracata dayanan büyüme” gibi kavramlar temelinde yeni bir ekonomik düzene geçmiştir. Özal müdahaleciliği eleştirerek liberal düşünceyi benimsediğini, 2. Đzmir Đktisat Kongresi’nde yaptığı konuşma ile şöyle açıklamaktadır:

Ekonomik hayata devletin müdahaleci rolü yerine tanzim ve teşvik edici ve genel olarak muhtelif menfaatleri te’lif edici ve bu suretle verimi artırıcı rolü ağırlık kazanmalıdır. Ekonominin tabi kanunları vardır. Bu kanunların dışına çıkarak nehri tersine akıtmaya çalışmayalım. Ekonomide arz-talep sistemi varken fiyat kontrollerine dayanmak karaborsa ve çifte fiyatı doğurmaktadır. Para, döviz ve emtia fiyatlarının serbestçe teşekkül edilebildiği bir vasatta ekonomik sistemleri çökerten bu nevi hastalık görülmeyecektir (Yayla, 2001: 430).

24 Ocak Kararları ile yabancı sermayenin ülkeye yatırımlar yapması da teşvik edilmiştir. 1980/7168 sayılı kararname ile yerli ve özellikle yabancı yatırımcılara ilişkin düzenlemeler yapılmıştır. Bu kararlara ilave olarak alınan 1983/20 sayılı karar

ve 1984/30 sayılı karar ile, yabancı sermaye için faaliyet alanları genişletilerek, yerli ve yabancı şirketlerin birlikte ortaklık kurmaları kolaylaştırılmıştır (Çavdar, 1992: 228-229). Ayrıca yabancı yatırımcıların %100 oranında sermaye artırımında bulunabilmesine de imkan tanınmıştır. Diğer taraftan, birçok ülke ile, yatırımların teşviki-korunması ve çifte vergilendirmenin önlenmesi konusunda anlaşmalar imzalanmıştır. Çavdar`a göre (1992: 228-229); “24 Ocak Kararlarıyla birlikte 1980 sonrası yabancı sermaye girişi geçmişle kıyaslanamayacak ölçüde artmıştır. Yabancı sermaye girişlerinde hizmet sektörü özellikle turizm ve bankacılık önem kazanmıştır”.

Yani kısaca özetlersek, Yayla`nında (2005: 585) dediği gibi; 80`ler öncesi uluslararası ekonomik ilişkilerin düşük düzeyde kaldığı ithal-ikameci ekonomik politikaların 24 Ocak kararları ile keskin bir dönüşe uğramasını ve askeri rejim uygulaması süresince yine Özal'a verilen geniş yetkiler ile sürdürülen ekonomi politika anlayışında, üç hedefe ulaşılmak amaçlanmıştır. Sırası ile bu aşamalar, Stabilizasyon (istikrar sağlama), Liberalizasyon (serbestleştirme) ve Özelleştirmedir yani Privatizasyon`dan ibaretdir.

24 Ocak kararları ile yeni sağın “denk bütçe” anlayışına dayanarak, hedeflediği stabilizasyon döneminin en önemli amacı enflasyonun indirilmesi olmuştur. “Dışa açılmacı” politikaların temelini oluturan liberalizasyon ile ticaretin, özellikle de dış ticaret ve bankacılıkta mal ve para hareketlerini kısıtlayan engellerin (kota, sabit kur, azami faiz, gümrük v.b) kaldırılması ile fiyat hareketlerinin ve mekanizmalarının işlerliğinin temin edilmesi hedeflenmiştir (Yayla 1996: 142). Türkiye Yeni sağın en önemli programlarından biri olarak nitelendirilen 24 Ocak kararlarının hedeflediği üçüncü aşama, yani privatizasyon (yani özelleştirme) olmuş, ancak bu konu ile gerekli yasal düzenlemelerin yapılmasında yetersiz kalınmıştır. Hazırlandığı dönemde uygulanması başarısız olan Kararlar, 12 Eylül askeri müdahalesi ile hayata geçmiş, hatta Özal programın uygulayıcısı olmuştur.

12 Eylül'ün gerçekleşmesinin en önemli amaçlarından biri, Ocak`tan itibaren uygulanması beklenen, ancak Eylül 1980`e kadar uygulanamayan yukarıda hedefleri belirtilen 24 Ocak kararlarının hayata geçirilmesidir. Boratav da (2004: 148) yaptığı değerlendirmede, 24 Ocak kararlarıyla ilgili olarak, bunu vurgulamaktadır:

...bu kararlar sadece bir istikrar programı niteliği taşımamaktaydı; beynelmilel sermayenin özellikle Dünya Bankası aracılığıyla 'pazarladığı', içte ve dışa karşı piyasa serbestisi ile beynelmilel ve yerli sermayenin emeğe

karşı güçlendirilmesi gibi iki stratejik hedef etrafında oluşan, bir 'yapısal uyum' perspektifi de taşımaktaydı.

Boratav, 1980 askeri darbesinin, 24 Ocak kararlarının uygulanması açısından gerekli bir rejim değişikliği niteliğinde olduğunu ifade etmiştir. Boratav`a göre (2004: 148), bunun nedeni ise, bu programı Özal`ın ve sermaye çevrelerinin istekleri doğrultusunda, sistemli ve sürekli olarak “emek aleyhtarı” bir doğrultuda, uygulayabilme ve geliştirme araçlarından Demirel hükümetinin yoksun olmasıdır. Yani, 12 Eylül'ün gerçekleştirdiği rejim değişikliği, 24 Ocak programının uygulanmasındaki bu önemli engeli ortadan kaldırmış ve hazırlanan yeni anayasal çerçevesi ile de, işçi sendikaları üzerinde bir kontrol mekanizması kurulmuştur. Ayrıca burada Boratav`un (2004: 122) dikkat çektiği, 12 Eylül darbesinin planlayıcısı ve uygulayıcısı olan, o dönemin Cumhurbaşkanı Kenan Evren'in konuşmalarında yer verdiği, “siyasal başarının sağlanması için ekonomik istikrar programının - 24 Ocak Kararları - bir gereklilik olduğu” şeklindeki açıklamalarıdır. Uluslararası sermaye kuruluşları tarafından az gelişmiş ve paraya ihtiyacı olan ülkelere dayatılan, “tek yol” şeklinde sunulan yeniden yapılanmayı kapsaya politikaların mecbur olduğunun altı bir kez daha çizilmelidir (Cemal, 1989: 304). Lakin, şu da bir gerçektir ki, 24 Ocak Kararları ile Türkiye serbest piyasa ekonomisine geçmekteydi.

2.1.1.2 Siyasal Yeniden Yapılanmaya Geçilmesi: 12 Eylül Sonrası ve 1982

W dokumencie Recepcja przekładów literatury iberoamerykańskiej w Polsce w latach 1945-2005 z perspektywy komunikacji międzykulturowej (Stron 114-117)